21 Eylül 2013 Cumartesi

KEMALİYE’DE DEĞİŞİM ZAMANI


Atladık arabalara, doğru Şirzi Köprüsü... Şirzi Köprüsü’nden veya Taş Yolu’ndan izleyeceğiz. Başından beri aklımda. Yeri gelmişken aklımdakini irdelemek istiyorum. Arabalarımızla ne diye Kemaliye’ye geliyoruz ki… Kemaliye’de en çok gelişen ulaşım. Ulaşım önceleri ne kadar kötüyse, şimdi de o kadar mükemmel. Kendi arabamla gidemeyeceğim yerlere, Kemaliye minibüsleriyle, otomobilleriyle ulaşılabiliyorum. İstanbul’dan-Kayseri-Malatya tarikiyle Kemaliye 1300 km.  Yorgunluğa, onca riske değer mi? Uçak, otobüs, tren bizi bekliyor.

Ha… Nerde kalmıştık? Şirzi Köprüsü’nün beri başına vardık, köprünün üstünde kalabalık yok. Herhalde, Taş Yolu’nda izleniyor diye düşündük. Taş Yolu’na giremedik, jandarma astsubayı engelledi, “yasak”. Köprünün üstünden baktık bir şeyler görünmüyor. O sırada Bağıştaş yönünden akrabalarımız geldi;
"Nerden?”
“Sporları izledik. Yukarıda bir düzlük var, oradan rahatça görünüyor. Bitti.”
“Düzlüğü nasıl buldunuz.”
“Kemal biliyormuş, doğru gittik.”

Be gözünü sevdiklerim niçin bir yönlendirme tabelası veya bir görevli koymazsınız? Niçin anons etmezsiniz? Jandarma “yasak” yerine şuradan, şuraya gidin diyemez miydi? Bir dolu emek, kötü bir organizasyon.

Sonraki günlerde de ben gitmedim. Doğa sporlarıyla ilgili tek kare fotoğraf almadım. İki Yol, Bir Su / Kemaliye sitesinin, çoğu Kemaliyeli olmayan binlerce takipçisi var. Tanıtımda neler kaybedildiğini düşünebiliyor musunuz? Biz çabalıyoruz, birileri engel çıkarıyor. Birlikte çalışma yerine cart curt…

Dergilere, internet sitelerine sayısız gezi yazıları yazdım, yazıyorum. Her yazdığım yerin güzelliklerini görür, yazarım. Memleketim olduğu için Kemaliye’nin eksikliklerini yazıyorum. Kendimce ayna tutuyorum, herkes bir sonuç çıkarsın diye. Pek aldıran yok galiba. İstiyorum ki, Kemaliye en mükemmeline layık olsun.

Spor gösterilerini göremedik, dönüyoruz. Oturacağımız, zaman geçireceğimiz, rahat bir sosyal alan yok. Ne yanımıza dönsek itici bakışlar. Büyük şehirlerde bizi şarklıyız diye dışlıyorlar, Kemaliye’ye geliyoruz yabancı muamelesi görüyoruz. Birbirimize yabancılaşmışız. Oysa, biz hemşeriyiz, aynı topraktanız. Köklerimiz aynı. Akrabayız, hısımız, kardeşiz.

Kemaliye özgün dokusunu koruyarak değişim göstermeli. İlgi çekmeli, merak edilmeli. Güzelliğini cazip hale getirmeli. Birbirimizle inatlaşarak çözemeyiz. Akıl akıldan üstündür, müşavere etmeliyiz.

 
23 Haziran 2012 Cumartesi
Kemaliye

 
Not : Fotoğraf özellikle konulmamaıştır.

 
İletişim :  ikiyolbirsukemaliye@yandex.com.tr

 

 

11 Eylül 2013 Çarşamba

KEMALİYE’DE ŞENLİKLER BAŞLIYOR


Sabah bir acele şehre seğirtiyoruz. 23 Haziran Cumartesi, Kemaliye Kültür ve Doğa Şenliklerinin 34’üncüsünün açılışı bugün. Cumhuriyet meydanı olmadığı kadar kalabalık. Belki daha çok kalabalıklar olmuştur, ben görmedim. Kırk yıl önce olağan kalabalıktı. Şimdilerde düşten öte geçmiyor. Kalabalık beni Kemaliye’nin geleceğine umutlandırdı, sevinçliğim.


Kalabalığı gurbetten gelen Kemaliyeliler, sporcular, konuklar ve protokol oluşturuyor. Gözüm Kemaliye’de oturan Kemaliyelileri aradı. Üzgünüm ve maalesef görevli olanların dışında pek ortalarda görünmüyorlar. Bu denli ilgisizlik anlaşılır gibi değil.
 
Az sonra resmi açılış töreni yapılacak. Sabah saatleri olmasına rağmen güneş yakıcı. İnsanlar gölgelik arıyor. Meydana brandadan gölgelik konulmuş. Altına protokol girmiş, halka yer yok. Sıcak kızdırdıkça, tören inadına başlamadı. Bekliyoruz. Brandanın altındakiler, “kardeşim sizlerin burada işiniz ne? Biz bize töreni yaparız, dağılır gideriz” der gibi bizlere bakıyorlar. Her şey protokol için. Protokol da protokol için…
 
Saygı duruşunun ardından İstiklâl Marşımız okundu. Ardından malûm konuşmalar başladı. Konuşmaları fazla uzatmadan bitirdiler.
Ata’mızın  heykeli şimdiki yerine yeni konuldu. Konuyla ilgili duyduklarım beni ve bizimle birlikte Kemaliye’de bulunan bir çok hemşerimizi kahretti. Neler mi oldu? Bir Kemaliyeli olarak utanıyorum, söyleyemem. Dilerim söylenti olmuş olsun… Bir an Kemaliye’yi terk etme hırsına kapıldım. Sonra düşündüm, neden? Bu memleket benim. Korumak, sahiplenmek benim görevim.
 



 
Şehir Kulübü bahçesinde basın toplantısı var. Bahçe hınca hınç doldu. Karşılıklı selamlaşmalar, hal-hatır sormalar… Çaylar dağıtılıyor, insanlar keyifle yudumluyorlar. Hemen yanımızdaki ailelerle muhabbet geliştiriyoruz. Kalabalığın içinde en yabancı benim. Kimseleri tanımıyorum. Bu güzelliğe tanık olmaktan mutluyum.
 

Masanın çevresinde yüksek düzeyde bürokratlar, eski siyasetçiler toplandı. Sığmayanlar ön sıralara oturdular. Konuşmalar başladı. Bir iki sözcükle işin spor kısmını geçiştirdiler. Bol bol siyaset anlattılar. Spora odaklandığımız için konuşmalar sıkıcı geldi. Uzadıkça uzadı. Dinleyiciler arasında konuşulanları paylaşmayacak, desteklemeyecek bir dolu insan var. Onlar buraya spor anlamında gelmişler. Memleketlerindeki bu güzellikleri paylaşmaya gelenler çoğunlukta.
Konuşmacıların arasında tek sporcu, Dr.Ferudun Çelikmen. Doktor AKUT’un kurucularından. Yaşamını mesleğine ve dağcılığa adamış. Kemaliye’yi ne kadar çok sevdiğini yaptıklarıyla kanıtlıyor. Kemaliye kendisine çok şey borçlu. Geniş bir aile çevrem var. Hepsi adına kendisine teşekkür ediyorum.
 
Protokolun konuşmaları bir türlü bitmiyor. Spora dair konuşsalar neyse de… Hep siyaset, hep propaganda… Biraz daha devam ederse, kusura bakmasınlar gideceğim. Neyse ki, söz Dr.Ferudun Beye geçti. Organizasyon adına konuştu. Sonunda, etkinlikler hakkında bilgi almaya başladık.
Etkinlikler boyunca, yazılı programa uyulmadı. Sürekli kaydırmalar yapıldı, iptaller oldu. Bazılarını kaçırdık.
 
Bahçedekilerin arasında bilim insanları da var. Prof.Dr.Ali Demirsoy, kendileri Hacette Üniversitesinde Biyolog’muş. Kemaliye’nin “Yaban Hayatı”nı inceliyormuş. Mütevazı bir görüntü veriyor. Kemaliye’ye katkılarını esirgemeyen Değerli Bilim İnsanımızla gururlandım doğrusu.


 


Sıra geçen yılın bisiklet ödüllerini vermeye geldi. Protokol sırayla ödülleri verdi. Bu arada kargaşa oldu, ödüller biraz arada  kaynadı gibi oldu. Ödül verme sırasında, ödül alan çocuklardan ziyade, ödülleri veren protokol alkış aldı. Yadırgadım..!

 
23 Haziran 2012 Cumartesi
Kemaliye

 
İletişim : : ikiyolbirsukemaliye@yandex.com.tr

 

 

 
 





 

5 Eylül 2013 Perşembe

KEMALİYE’DE BİR PERŞEMBE GÜNÜ…


Bugün Perşembe… İstanbul yolcularını gönderdik… Bir rahatladım, sormayın! Üstümde bir gerginlik vardı. “mutsuz dönerlerse” endişesi büyük bir yüktü üstümde. Rağmen, eğlenceliydi. Birkaç günde çok şeyler yaptık. Unutulmasın, iz bıraksın istiyoruz. Mahallemizin adı duyulsun istiyoruz.

Bir gün çarşıda oturuyorum. Yaşamını Kemaliye’de geçirmiş, yaşı ilerlemiş bir büyüğümüz “nerdensin yeğenim” diye sordu. Benden önce yanımdaki “Bahçalı” dedi. Yanımdaki de Bahçeli ve büyüğümüzle gayet samimi. İhtiyar “Bahça neresi?” deyince, şaşkına döndüm. Kendimi toparladıktan sonra kahroldum. Bahçe Mahallesiyle ilgilenmemin bir nedeni bu olaydır.

İkincisini de aktarayım:
Yerel seçim öncesi belediye başkan adaylarından biri Koçan’da propaganda toplantısı yapıyor. Muhtarımız kalkıyor “ben Bahçe muhtarıyım, bizim için ne yapacaksınız?” diyor. Belediye başkan adayı ne yanıt verse beğenirsiniz! “Bahçe köy değil mi?”. Köy mü, mahalle mi olduğu dahi bilinmeyen Bahçe Mahallesi bu kadar silikti. BAHÇEDER’in düzenlediği  gezinin önemini anlatabildim mi?

Bugüne dek yapılanlarla artık Bahçe Mahallesini Kemaliyeli tanıyor. İstanbul’daki BAHÇEDER etkinlikleri de etkili oldu. Bir yıldız gibi parladı “Bahça”…


Şehir Kulübünün serin bahçesinde demli çaylarımızı yudumlarken Bahçe Mahallesi Gezisi kritiklerini yapıyorduk. Neler yaptıklarımızı  değil, neleri yapamadıklarımızı, kusurlarımızı konuştuk. Her yorumun ardından bahanemiz hazır: “Biz turizmci değiliz ki!” “Tabi canım.” “Hem, hiç tecrübemiz yok.” “Tabi tabi…” Bu minval üzere konuşmamız uzadı, çay bardakları ardı ardına boşaldı.

Yapamadıklarımızı biliyoruz, zaman içinde geziye katılanların   da tepkilerini alırız. Önümüzdeki gezimizde kusurlarımızı yinelemeyiz. Rahatladık…


34.Kemaliye Kültür ve Doğa Şenlikleri’ne kalacağız. Önümüzde bir haftadan fazla zamanımız var. Evimizin eksikleriyle ilgileniriz. Hısım, akraba, konu-komşu ziyaretleri yaparız. Bolca da gezeriz.
 
Şenliklerden sonra bizim de İstanbul yolculuğumuz başlar. Her iyi şeyin bir bitişi mutlaka olacak. Şimdilik dönüş tarihi olarak 25 Haziranı belirledik. İstemeyerek döneceğiz. Sonuçta, atalarım Kemaliye’deki yuvayı terk etmişler. İstanbul’u mekân tutmuşlar. İstediğimiz ortamı Kemaliye’de bulursak, neden 83 yıl sonra geri dönmeyelim? Ben dönerim. Başkalarını bilmem!

Bence bir çok dönen olur. Yeter ki onları çeken bir şeyler yapılsın. İnsanlar gördüklerinden kesinlikle geri kalmak istemezler. İnsan tabiatında bu var. Öncelikle Kemaliye’de kalan Kemaliyeliler, gurbette yaşayan Kemaliyelileri yabancı gibi görmemeliler. Hepimiz bu toprakların insanlarıyız. Biz akrabayız, hısımız, komşuyuz, hemşeriyiz, en önemlisi Kemaliyeliyiz… Birbirimizi seviyoruz.

 

Eğin’de alışkın olduğumuz, bana sıkıntılar  yaşatan bir olay keyfimi kaçırdı. Birbirimizi, yakışmayacak şekilde kırmayı alışkanlık haline getirmişiz. Huzursuz olduk. Olsun, biz sabırlı olmayı öğrendik. Ne olursa olsun barışık olmak istiyoruz. Önce, huzurlu olmalıyız.

Doğa Şenliklerine kadar bir haftadan fazla zaman var. 23 Haziranda başlayacak, 3 gün sürecek. 26 Haziranda sona erecek. Şenlikler durmaksızın anlatılıyor. Doğa sporları Kemaliye’de nasıl oluyor, merak ediyordum doğrusu… İlk kez göreceğim. Kemaliyelilerin ilgisizliğinden organizasyon yakınıp durmuştu. Böylesine önemli etkinliğe ilgisizlik anlaşılır gibi değil.


Günler biraz eğlenceli, biraz sıkıntılı sürüp gitti. Sokak söyleşilerini özlemişiz. Bağları gezdik üzücü. Hepsi perişan. Yol kalmamış gidecek. Adeta orman olmuş. Bağların sınırları birbirlerine karışmış. Yollara ağaçlar devrilmiş. Domuzları falan görünce soluksuz mahalleye kaçtık. Eğer bağların da çaresi bulunamazsa, her bir şekilde o tarafa gidilmez. Çaresi var. Hem de bir dolu alternatifli. Yeter ki, güç birliği yapalım.



Bu arada bir çok kereler şehre gitmek zorunda kaldım. Mahallemizde cemaat olmadığı için, Cuma namazlarımızı şehirde kıldık. Mahallemizde İmam hariç 3 kişi bir araya gelip Cumayı kılamadık. Üzüldüm. Gördüklerim mahallem için yapmam gerekenleri düşündürdü. Ben, öbürü, bir diğeri toplanıp mahallemiz için çıkar yollar bulmak zorundayız. Kendimizi bu topraklara ait hissediyorsak, bir şeyler yapmak zorundayız.

Haydi be kardeşim… Bu topraklardan çıktın, bu topraklar senin kökenin. Birlikten kuvvet doğar. Alınmadan, gocunmadan çalışmalıyız. Biraz asılalım, inanın bir yıl sürmez, herkesin hayranlık duyacağı, Kemaliye’ye model olacak bir Bahçe Mahallesi yaratırız.

 
Haziran 2012
Kemaliye

 
İletişim : ikiyolbirsukemaliye@yandex.com.tr

 











29 Ağustos 2013 Perşembe

BAHÇELİLER DÖNÜYOR


Akşam olur tren kalkar garından
Yandım Allah ayrılığın zarından
Kimi yavrusundan kimi yarından
Yine bugün ayrılığın günüdür

ÖNÜMÜZDEKİ YIL YİNE…

Otobüsün etrafı arı kovanı gibi… Bir dolu insan dönüp duruyor. Bavullarını, satın aldıklarını otobüsün kargo dolaplarına yerleştiriyorlar. İşini bitiren şöyle doğrulup çevresine bakıyor. Belki de akıllarından “doyamadan gidiyoruz” diyorlardır.
 
Son söyleşiler yapılıyor.
-“Bizi unutmayın”.
-“İnşallah önümüzdeki yıl buradayız”.
Bir diğeri:
-“Aşk olsun, unutur muyuz”.
-“Hep geleceğiz”.
-“Doyamadan gidiyoruz valla”.
Sürüp gidiyor.
Otobüsler Ziraat’in önünden, Hükümet’in karşından kalkar. Elazığ, Malatya, Erzincan minibüsleri Cumhuriyet Meydanı’ndan kalkıyor.  Kemaliye girişine, Akdere’nin bu yanına bir terminal yapmadılar. Küçük, şirin, özgün mimarimize uygun, ağaçlar arasında olsa... Şehre gelenleri terminal karşılasa. Düşündüğüm yerlere kum depolamışlar, tamirhaneler yapmışlar. Şimdilerde ise TOKİ’ler yapıyorlar. Bir şeye de benzese! Her şehirde aynı TOKİ’ler.  Bizim mimarimizi yok sayıyorlar.
…AYRILIK ZAMANI
 
Pek de güzel oldu da, lakin kısa sürdü.. Gelenler mutlu, Bahçe Mahallesi umutlu… Ayrılıyoruz, burukluk sardı yüreğimizi. Gelişleri fiyakalı olmuştu. Geldikleri gün belediye hariç, her bir kimsenin ilgisini çekmiştik. Yıllardır sesi soluğu çıkmayan Bahçe Mahallesi sesini duyurmuştu. Sevinçliyiz… Çok daha iyi gelişmeler olacak inşallah…
 
Bizim insanlarımız, canlarımız, akrabalarımız, hısımlarımız, komşularımız… Sağolsunlar… Büyük bir fedakârlık gösterdiler, toplu gezimize katılarak ele-güne yüzümüzü ak çıkardılar. Bahçe Mahallesi’nin adını duyurdular.
-“ Nasıl? Memnun musunuz?”
-“Var mı memnuniyetsizliğiniz?”
-“Bundan daha iyisi olamazdı… Sağolun…”
-“Vesile oldunuz bizi getirdiniz, Allah razı olsun…”
-“Yine isteriz.”
Arkadan bir ses,
"benim şikâyetim var”,
“şikâyetlerinizi burada söyleyin, memnuniyetlerinizi İstanbul’da anlatın lütfen… Buyrun dinliyorum”.
“Altı gün çok az oldu. Bir dahakinde daha fazla kalmak istiyoruz.”
Ve bütün yorgunluğumuz bitti, gözlerimiz buğulanırken…
Son bir anı fotoğrafı. Bu fotoğraf bir miladın anısı olacak. Gezimiz önemliydi. İlk olmuştu, son olmayacaktı. Yine geleceğiz. Topluca…
Otobüs kapılarını kapattı. Şoför Murat klaksona bir, bir daha bastı. Ses tüm Kemaliye’de yankılandı. Bahçeliler İstanbul’a dönüyorlar.
Belediyemiz yine duyarsız! Bir güle güle anonsu yapılmadı…
 
Güle güle… Yolunuz açık olsun… Kazasız-belasız yolculuklar…
Yine bekleriz…
 
14 Haziran 2012 Perşembe
Kemaliye
 
 
 
 
 
 
 
 

22 Ağustos 2013 Perşembe

SON HALAY…



Gırnata perde perde yükseldi, coştu… Osman davula hızlıca vurdu… Halay yeniden başladı.

Halaydaki Mehleli kız Turhan’a ayak uydurmaya çalışıyor…

Bahçeli Osman’ın davulunun tok sesi Bahçe bağlarında yankılandı… Bu gece Bahçe’nin gecesi…


Recai abi… Bahçe’nin gelmiş geçmiş en kabadayı adamı. Tanıdığımda genç bir delikanlıydı. Çitil emüyle Recai abinin ilişkileri çok eğlenceliydi. Hala anlatılır. Kendisi mahallemizde sevilir.

Bir de Hocahalamız vardı. Çitil emünün hanımı. Tanıdığımda ikisi de yaşlıydı. Hocahala esprili, nüktedan bir ihtiyardı. Sanki, Osmanlı’dan kalan tek mirastı. Başlığı vardı… Başlığının üstünde sıra sıra altınlar… Altınların sahici olduğu söylenirdi. İkisi de Kayseri de hakkın rahmetine kavuştu. Nur içinde yatsınlar.


Turhan elinde kına tepsisiyle kalakaldı. Temsili gelinle Büşra otantik kıyafetler içinde. Karadeniz yaylalarında, bu tür şenliklerde şehirlerden gelen konuk kadınlar, genç kızlar yerel kıyafetler giyerler. Burada nedense pek giyinmek istemiyorlar.


Bu iki genç kızımız var ya… Hilâl ve Büşra… Büşra üniversitede okuyor, Hilâl lise de. Okudular, büyüdüler hep mahallemizde kaldılar,  ayrılmadılar. İki kızımızla da övünüyoruz...


Hani bir oyun vardır, el çırparken iki yana salınılan oyun... Bu oyunu iyi oynuyor gençler.


Murat… Muhtar babasına göre Kara Murat… Niçin, neden güler !? Yakalayınca ince bir espri hemen güler, bayağı bir düşündükten sonra Murat’ın gülme nedeni ancak anlaşılır. Murat zeki, sevimli bir çocuktur.


Minikabagilin Ayhan… Oyunu annesinden mi öğrenmiş, bilemem..! Hemen her yörenin halk oyunlarını, karşılıklı oyunlarını seyrettim. Onca iyi oynayanları gördüm… Ama Ayhan bir başkaydı. Onun oyununda  coşku vardı.
Beklenmedik anda, birden alana fırladı. Hızlı başladı oyununa…Kollarını geniş geniş açarak bütün alanı doldurdu. Davulun ritmiyle figürlerini ayarlıyor, gırnatanın sesiyle oyununa kıvraklık katıyordu. Başını karanlığa kaldırarak kendinden geçiyordu. Atılan laflara hiç kulak vermeden oynadı. Bir ara annesiyle oynadı. Daha çok coştu. Bence, müthiş bir oyun ziyafetiydi.
Coşkulu bir anında, geldiği gibi alanı terk etti. Tüm ısrarlara rağmen bir daha oynamadı. Sonra da annesiyle gitti. Bence Ayhan o geceye damgasını vurdu.



Şimdi gırnatacıların hünerlerini gösterme zamanı. Kemaliye folkları çok zengin, halk oyunlarından ibaret değil. Kemaliye’nin nağmeleri ince, duygulu, hüzünlü... Gırnatanın yumuşaklığı Kemaliye’nin nağmelerine derinlik veriyor, anlam kazandırıyor.



Ve…
Gecenin sonu…
Demli çaylar eşliğinde son söyleşiler…
Son halay…
Az önce uzaktan gelenler gitmişti…
Şimdi de yakındakiler dağılıyor…
“Bir daha gelişimizde, Kına Gecesini bir daha yapalım” dilekleriyle BİTTİ…
Az sonra meydanda kimseler kalmayacak.

“Kemaliye BAHÇE MAHALLESİ Gezisi”nin de sonu oldu bu gece. Yarın grup İstanbul’a yolcu…

 
13 Haziran 2012  Çarşamba
Bahçe Mahallesi – Kemaliye

 
İletişim : ikiyolbirsukemaliye@yandex.com.tr

 

 

 


16 Ağustos 2013 Cuma

KINA COŞTU




Kına gecesini en çok da erkekler bekliyormuş. Palancıgilin Ahmet Yılmaz bankadan almış çil çil paraları…  Gönlünden kopmuş, dağıtıyor çoluk çocuğa.


Bir kına türküsü tutturdu halaybaşı şu kız. Sesi de inişli çıkışlı, ağlamaklı. Sanırsın kendi gelin gidecek. Belli mi olur! Genç kız, kısmeti nereden çıkarsa artık… Allah bahtını açık koysun…


Halaybaşı Mehleli, pörçük Şivekârgil’den… Halayı en iyi Ayten döktürüyorsa, ikincisi de halaybaşı. Çok iyi beceriyorlar. Eğin ağzıyla, “kaideli oynuyorlar”.


Halayda en iyi üçüncü Hüseyin, Bekirağagilin Hüseyin. Nasıl da benziyor Hüseyin Emü’ye. Torunu, Bekir’in oğlu.


Başkan, Ahigilin Turhan da katıldı halaya. Ardından muhtar Bedir’in eniştesi Ziya. Herkes halayı az-çok beceriyor. Onlar eğleniyor, biz seyirciyiz. Oynamak eğlenceli, özendim doğrusu!

 


Bu gece nazlanma yok, kınaya katılanlar gece boyunca halaya duracaklar. Sağdan üçüncü Afşargilin Cengiz.



Ağır top halaybaşı oldu. Muhtar, Bedri Yakar… Muhtar  halayda iyi… Kendiliğinden kalkmadı, biraz ısrardan sonra… Israra değdi doğrusu…


“Varlığa darlık olmaz” derler. Gırnatacımız iki oldu. Davulda, Bahçeli Mustafa abinin oğlu Osman… Babasının lakapı oğluna kaldı, Bahçeli Osman… Davul çalmaya meraklıymış. İlk kez kalabalıkta çalıyormuş. Davul, gırnata kınaya renk katıyorlar.






Temsili gelin oynatılıyor da, gelin pek halay bilmiyor ‘ellalem’. Halaybaşı, davul, gırnata geceyi coşturuyor. Sesler Peğir’e ulaşıyor mudur? Olsun… Bu gece Bahçe eğleniyor…





Birden sessizlik oldu. Davul, gırnata ‘Çayda Çıra’ ya girdi. Gelinin eline kına yakılacak. Şakacıktan geline, ‘essahtan’ kına vuruluyor. Gelin ağlamaya niyetli görünmüyor. Hep birlikte kıkırdıyorlar.


Gırnatalar ağırdan, hüzünlü nağmeler çalıyorlar. Kınaya katılanlar ciddiye almış gibi burkuldular. Belki de yutkundular, gecenin karanlığında göremedik.

 

13 Haziran 2012  Çarşamba

Bahçe Mahallesi – Kemaliye