13 Ocak 2013 Pazar

DİVRİĞİ ULU CAMİİ, YENİDEN GELECEĞİM…

Külliyenin yapımında var olan; imaret (aşhane), buka (konukevi), sundurma, mahkeme, namazgâh, musalla, kuyu ve sebil gibi yapılar günümüze ulaşmamıştır.

MİNBER
Minberi görenlerin adeta nutku tutulur. Karşısında büyülenir, öylece kalırlar. Oyma sanatının en güzel örneği ancak bu minberde görülebilir. Minber, bilinen en sert ağaç olan abanoz ağacından yapılmış. Daha da sertleşmesi ve dayanıklılığının yüzyıllarca sürmesi için, ağaç işlenmeden önce 6 yıl sığır gübresine yatırılmış.

Minberin yüksekliği 7 metre, derinliği 4.2 metre, eni 103 santimetre ölçülerinde. Yapımında çivi veya benzeri malzeme kullanılmamış. Tamamen geçme.

Zaten sert olan ve daha da sertleştirilen abanoz ağacının ne kadar zor işlendiği ortada. Üzerine işlenen yıldız ve levhacıklar, 5 ve 12 köşeli. Kabartma sülus yazı kuşakları ve yıldız motifleri büyük bir özenle yapılmış. Minberin üzerinde ad ve kitabelerin yanı sıra çok sayıda kutsal söz bulunmakta. Hadis ve ayet yönünden zengin. Minberde Tiflisli İbrahim oğlu Ahmed ve hattat Mehmed isimleri var.

MİHRAP
Divriği Ulu Camii’nin her bir köşesi şaşırtıyor. ‘’'Maksure Kubbe'’ adı verilen mihrabın kubbesi içten olağanüstü güzel. 12 nervür taşı ile dilimlere ayrılmış, dört büyük kemere oturtulmuş. Mihrap sivri kemerli bir niş şeklinde. Kubbesinde dört küçük pencere var. Bunlardan üçü yıldız biçimli. Mihrap kubbesi cami içerisindeki akustiği sağlayabilmek için yapılmış.

Mihrabın biçimiyle eşsiz olduğunu düşünüyorum. Oldukça sade düzenlenmiş. Namazda dikkat çekmemesi için, kıyamdaki imamın ve cemaatin göz hizasının üstünden başlıyor. Ters çevrilmiş, yukarı doğru sıralanmış kalpler yer alıyor. Mihrabın iki yanının kesiştiği uç noktaya iki adet elif, ortaya bir lale ve lalenin altına bir hilal yerleştirilmiş.

Kuzey Taç Kapıdan girildiğinde, sağda ve solda mermerden oyulmuş iki adet ‘’Emanet Taşı’’ bulunuyor. '’Zekat ve Sadaka Taşı'na’’ ve '’Emanet Kutusu'na’’ 783 yıldır bakılıyor. Bu 3 sandıktan 2 tanesi emanet sandığı, 1 tanesi zekat ve sadaka taşı. O zamanlar buranın halkı uzak yerlere, yaylalara gittiklerinde evlerinde olan altınları emanet olarak 24 saat açık olan caminin ‘’Emanet Taşına’’ bırakırlarmış. Aylar sonra geldiklerinde emanetlerini taşlardan aynen alırlarmış.

‘’Zekât ve Sadaka Taşı’na’’ zengin olan insanlar zekatlarını ve sadakalarını bırakırlarmış. Fakir olan insanlar da gelir ihtiyacı kadar alıp gidermiş.

Kuzey Taç Kapısı’nın giriş tavanında, 12 adet sarkıtla çevrili düz bir tavan örtüsü (tonoz) görülüyor. Sarkıtlar, düzenekleri ve farklı biçimleriyle, imamın arkaya gelen sesinin camiye yayılmasını sağlıyor.

 
 
Caminin içinde bulunan 16 adet sütunun baş ve ayakları birbirlerinden farklı düşünülmüş. Depremde güneydoğu köşesinde bulunan sütunlar zarar görmezken, diğer sütunlar zarar görmüş. Kanuni döneminde zarar gören sütunlar, büyük usta Mimar Sinan tarafından güçlendirilmiş. Bu gün, inşaatçılıkta gündemde olan güçlendirme veya mantolama herhalde bu camideki uygulamadan örnek alınmış.
 
Güney duvarına boydan boya işlenmiş olan âyet şeridi üzerinde, nakkaşı Mehmed oğlu Ahmed yazıyor.
 
Şah mahfilinin bütün ahşap işlemeleri, halıları ve kapısı yıllar önce maalesef çalınmış.
 
Divriği Ulu Camii ve Dârüşşifası adıyla dünya sanat tarihinde yer alan bu eşsiz başyapıt Fatma Hatun Camii, Ahmet Şah Camii diye de adlandırılır.
 
Külliye çok daha uzun zamanda gezilecek kadar ayrıntılı ve sır dolu. Yüzlerce fotoğraf çekilebilir. İstanbul’dan yorgun gelen hemşerilerimizi düşünerek, cami gezisini kısa kesip, aşağıda bizi bekleyen otobüsümüze dönüyoruz.
 
Heyecan dorukta… Menzilimiz Kemaliye.
 
10 Haziran 2012 Pazar
Ulu Camii – Divriği

İletişim : ikiyolbirsukemaliye@yandex.com.tr

Not:
Sevgili takipçilerimiz,
blog sağlayıcısında dünya genelinde bir sorun oluştuğu için, uzun zamandır yazı ve fotoğraflarımızı girememiştik. Şimdi geçici bir çözümle giriş yapabiliyoruz.

Özür diliyoruz.

BLOGGER

21 Aralık 2012 Cuma

DÜNYA MİRASI DİVRİĞİ ULU CAMİ

Ulu Camii Iğımbat Dağı’nın eteklerine tüm görkemiyle, haşmetiyle oturmuş Divriği’yi seyrediyor. Divriği de onu seyrediyor hayranlıkla. Yüzyıllardır kentle bütünleşmiş . Dışarıdan caminin en göz alıcı yanı kapıları. Kapı motiflerinin dünyada eşi olduğunu sanmıyorum. Caminin yapımında çalışan mimarlar kendi geleneklerine, sanatsal anlayışlarına göre, karışık motiflerle özgün ve harika bir şaheser ve ibadethane ortaya çıkarmışlar. Cami mimari bakımdan bir mucize. Eseri yapan mimarın başka bir eserine rastlanmaması da ayrı bir ilginçlik.
 
Cami minaresi özgün değil ve pek bir özelliği de yok. Caminin kuzeybatı köşesine yerleştirilmiş. Silindirik gövdeli minare, asıl minaresinin yıkılmasından sonra, Kanuni Sultan Süleyman tarafından 1523 yılında yeniden yaptırılmış.
 
Kuzey Taç Kapı camiye giriş kapısı olarak kullanılırmış, Batı Çarşı Kapı da camiden çıkış kapısı olarak... Kuzey Taç Kapı artık açılmadığından, giriş çıkışlar Batı Çarşı Kapısından yapılıyor.
 
Cami imamı caminin küçük parmaklıklı kapısını açtı. Bizimle birlikte, orada bulunan diğerleri de camiye girdiler. Girenlerin kimileri namaza durdu, kimileri de gördükleri ihtişam karşısında şaşkın şaşkın seyre daldı.
 
 
Harim (ibadet alanı) mihraba dik beş sahından (sütunlarla ayrılmış alanlar) oluşuyor. Sahınlar birbirlerine eşit ölçüde duruyor. Orta sahın öbürlerinden daha geniş. Camide sahınların hepsi birbirinden farklı yıldız tonoslarla (yarım silindir biçiminde, tuğladan veya harçtan tavan örtüsü) örtülmüş.
 
Orta sahının üstünde bir ışıklık kubbesi var. Işıklık kubbesi ahşapla biraz yükseltilmiş. Işıklık kubbesine geçişte yelpaze biçimli Türk üçgenleri kullanılmış. Kubbenin ışıklık dışında oldukça ilginç bir işlevi daha var. Işıklığın tam izdüşümüne denk gelen, cami tabanında derince bir çukur varmış (şimdi görünmüyor).   Kışın yağan karlar üstü açık olan ışıklıktan tabandaki çukura dolarmış. Karların dolmasının ardından, ışıklığın üstü ceylan derisiyle kapatılırmış. Sonra çukur kapaklarla kapatılırmış. Sıkışan kar buzlaşır ve yaza kadar kalırmış. Yazın karla dolu çukurun kapakları açılır, yaz boyu caminin serinletilmesi sağlanırmış.
 
Merkezi ısıtmanın (şehir bazında) ilk örneğini Efes Antik Kentinde görmüştüm. Ulu Camii’de bir başka örneğiyle karşılaştım. Kentle cami arasında bulunan, bu gün hala sağlam bir şekilde duran hamamda ısıtılan su yukarıya, camiye basılarak, cami ısıtılmış. Sıcak suyun yukarıya, camiye terfi (suyun bir üst kademeye çıkarılması) ettirilirken uygulanan teknik, bir de Diyarbakır’ın altındaki su yollarında uygulanmış. Sıcak su  bir toprak altı deposunda toplanıyor, basınç altında buharlaştırılıyor, borularla yukarı taşınan buhar yeniden yoğunlaştırılarak yoluna sıcak su olarak devam ediyor. Nasıl bir uygulama? Tam bir zekâ ürünü. Camide dolaştırılan sıcak su caminin ısınmasını sağlıyormuş. Sistem şimdi çalışmıyor.
 
 
Divriği Ulu Camii plan tipi ve süsleme olarak eşi menendi olmayan bir eserdir. Hem Selçukluların, hem de Emevi plan tipleri birlikte uygulanmış. Aralarında üslup birliği olmayan üç portalin (büyük kapı) süslemeleri birbirinden farklı görünüyor.
 
Mihrabın sol yukarısında, köşede bulunan ‘’hünkâr mahfili’’nin birkaç kirişi kalmış. Camiye gelen caminin banisi Ahmet Şah, caminin doğusunda bulunan, bu gün pencere haline getirilmiş Şah Kapısından girermiş. Caminin diğer kapılarına göre bu kapı oldukça sade ve küçük yapılmış. Sadelik Hünkârın tevazuunu simgeliyor. Alçak kapıdan Hünkâr eğilerek geçerken, ‘’hiçbir şey karşısında eğilmeyen hünkâr, yalnızca Allah huzurunda eğilir’’ mesajını veriyormuş. Hünkâr Mahfili tamamen koruma amaçlı yapılmış. Bey Mahfili de denen, Hünkâr Mahfilinin kapısının üstünde, ustası Ahlatlı nakkaş Ahmed’in adı yazılı.
 
Bu yapı topluluğuna 6 mimarın (ustanın) emeği geçmiş. Minber, kabartma sülus yazı kuşakları ve yıldız motifleri dikkat çekici. Evliya Çelebi bu eser için şöyle demiş: "Üstad, mermer bu camiye öyle emek sarf edip, kapı ve duvarları öyle nakış bukalemun eylemiş ki, methinde diller kısır, kalem kırıktır."  
Divriği Ulu Camii Dünya Miras Listesine alınış tarihi : 06.12.1985       
Liste sıra no : 358
Niteliği : Geleneksel taş işçiliği örnekleri.
 
Camide pencere sayısı çok az. İçerisi loş ötesi biraz karanlık. Belki iklim koşullarına karşı, soğuk ve sıcaktan korunmak için… Az pencerenin kesinlikle bir hikmeti vardır. Sanat Tarihçileri bilir.
10 Haziran 2012 Pazar
Ulu Camii – Divriği
NOT:  1.fotoğraf alıntıdır, diğer 10 fotoğraf bu blogun  blogerine aittir.
 
 
 
 
 

2 Aralık 2012 Pazar

Divriği Ulu Camii – KUZEY TAÇ KAPISI

Batıda birbirinden muhteşem iki kapıdan sonra, minarenin olduğu köşeden kuzeye dönünce bir dünya harikası karşılıyor, Kuzey Taç Kapısı. Oymalarıyla Külliyenin en görkemli kapısı.
Kapı birkaç isimle anılıyor. Kadınlar Kapısı, Kuzey Kapısı, Kale Kuzey Kapısı, Cümle Kapısı, Cennet Kapısı olarak da isimlendiriliyor. Orijinal giriş kapısı olmasına rağmen 60 yıldır kapalı bulunuyor.  Her kapının ölçüleri farklı. Kuzey Taç Kapısının yüksekliği  14,5 metre, eni 11,5 metre ve derinliği 4,5 metre boyutlarında.

İki yanda, içinde güneş simgesi lotus çiçekleri ve rumilerin hakim olduğu devasa kutsal ağaç motifleri var.
En alt düzeydeki güneş diskleri, Hattilerin kozmos simgesi güneş disklerini anımsatıyor. Güneş diskinin merkezindeki kutsal geometri Tanrısal akıldan yayılan evrenin ahengini yansıtıyor.
Kuzey Taç Kapı kompozisyonunun ana motifi bir altıgendir. ‘’6 sayısı, Tanrı yeryüzünü 6 günde yarattığı için kutsal değildir, 6 sayısı mükemmel olduğu için Tanrı yeryüzünü 6 günde yaratmıştır’’ denir. Bezemelerin arkasında  'kutsal geometri' anlayışının ifade edildiği ortaya çıkıyor. Kuzey Taç Kapısının merkezindeki altıgen, yüzeyi boyunca yayılan bir içiçe altıgenler örgüsünün merkezi motifini verir.
Taç Kapılar, cami iç mekânı ile dışarısı arasında iletişim sağlayıcıdır. Kapılar bir çok şeyin anlamıdır. Bu ihtişam başka ne için var edilmiş olabilir ki !?
Güneş diski, yaprak bulutları, hayat ağacı motifi, hilaller ve yıldızlar yine üç boyutlu detaylı ve bitkisel bezemeli şekiller bir sanat galerisi gibi karşımızda duruyor .
Ahmet Şah sağ bordüre yatay işlenmiş yıldız üzerine "Adaletli sultanın mutluluğu, egemenliği ve saadeti sonsuz olsun" yazdırmış ve simetriğine de cami, manevi olarak Allah' ın muhafazası altına alınsın diye ayet'el-kürsi’yi yazdırmış.


Çevredeki taş ocaklarından çıkarılmış bir cins yumuşak  tüf  malzemesi, oymaların ihtişamının yaratılmasında önemli rol oynamış.
Kuzey Taç Kapısının üstündeki kitabede:  “Allah’ın rahmetine muhtaç zayıf kul Süleyman Şahın oğlu Ahmet bu mübarek camiinin inşasını emretti. Allah mülkünü daim kılsın.” yazıyor.
 
 
 
Divriği Ulu Camii – ŞAH  KAPISI
Külliyenin doğusunda bulunan bu kapıya Taht Kapısı ve Doğu Kapısı da deniyor. Pencere büyüklüğündeki Şah Kapısının üstünde; “Mülk tek ve Kahhar olan Allah’ındır. Mimar Ahmet.” yazıyor.
Şah Kapısı'nın yüksekliği 6 m, eni 4 m, derinliği 1,5 m'dir ve cephesi bitkisel ve geometrik desenlerle bezelidir. Bu kapının cami inşaatının son aşamasında yapıldığı ve caminin ahşap minberindeki bezeme benzerlikleri nedeniyle aynı kişi tarafından yapıldığı düşünülmektedir. Onarımlar sırasında  Şah Kapısının işlevine son verilerek eşiği kısmen örülmüş, demir parmaklık ve cam takılarak pencereye dönüştürülmüş.
İletişim : ikiyolbirsukemaliye@yandex.com.tr
 



 
 
 
 
 
 
 
 

27 Kasım 2012 Salı

Divriği Ulu Camii – BATI ÇARŞI KAPISI

Batı Çarşı Kapısı üstünde: “Allah rızası için önce bu mübarek cami, Allah’ın rahmetine muhtaç zayıf kulu Ahmet Şah Bin Süleyman Şah, Bin Şahin Şah müminlerin yardımcısı tarafından tesis olunmuştur. Allah mülkünü daim ve kadrini yüce etsin.” yazıyor.
Karşısında bulunduğum bir kapı değil, bir abide. Tek başına müthiş bir yapı. Ey Mimarbaşı, külliyen bir üçleme değil, dört parçadan oluşuyor. Hatta, altı… Cami, Dârüşşifa, türbe ve üç kapı. Mimarbaşı sen bu kapıları yaparken şaheserler yarattığının farkında mıydın?
Divriği Ulu Camii Külliyesi’ni, kapı ve sütun oymaları ile motifler öne çıkarıyor. UNESCO’nun Dünya Mirası Listesine girmiş olan külliye dünyanın övgüsüne layık olmuş. Külliye Kemaliye’ye çok yakın. Kemaliye’yi ziyaret eden turistler için, Kemaliye’den külliyeye rehberli olarak düzenlenecek turun ilgi göreceğini düşünüyorum. Kesinlikle rehberli gidilmesini öneriyorum.
Caminin batı yönünde bulunan Batı  Çarşı Kapısı cemaatin çıkış kapısıdır. Kapının bir diğer adı "suk-i sultani". Kapının yüksekliği 9,5 m., eni 6 m., derinliği 2,6 m. ve taşıntı ölçüleri 1,4 m.. Kapının yüksekliği cami ile aynıdır.
Kapının bütün yüzeyini ince ayrıntılarla, zengin bitkisel ve geometrik motifler süslemekte.  Motiflerde düz ve ters lale motifleri, yapraklar, geçmeli yıldızlar ve altıgenler, yarım ve bütün küreler ve kilim motifleri görülmektedir. 1905 yılında yapılan onarımlar sırasında da tepeye bir ay yıldız yerleştirilmiştir. 
Kapının iki yanındaki mukarnaslı köşe nişlerinin iç yüzeylerinde çift başlı birer kartal, nişin yan yüzeyinde ise tek başlı bir kartal bulunmaktadır. Sembol pek çok hanedan tarafından kudret ve egemenlik simgesi olarak kullanılmıştır. Hiçbir yerde buradaki kadar zarif işlenmemiştir. Bütün özelliklerine rağmen, süslemeleri  Kıble Kapısına oranla daha sadedir.
Batı Çarşı Kapısına  ikindi güneşi vurduğunda, ustasının yarattığı oyma oyunlarıyla, yandan bir boy erkek silüeti belirir. Bu silüetin önünde de dikdörtgene benzer bir başka gölge daha oluşur ve bu gölgeler tıpkı  Kuran okuyan insan görüntüsü verir.

10 Haziran 2012 Pazar
Ulu Camii – Divriği

İletişim : ikiyolbirsukemaliye@yandex.com.tr

 

 

20 Kasım 2012 Salı

Divriği Ulu Camii - DÂRÜŞŞİFA TAÇ KAPISI

Külliyenin üç ihtişamlı kapısı, ayrı ayrı muhteşem. Her kapı anıtsal görüntü veriyor. Dârüşşifa Kapısı içeriye doğru aşamalı bir ilerlemeyle mekânı tanımlıyor. Kapı lale şeklinde bir bezeme ortasına yerleşmiş. Motifler gökyüzünü ve güneşi simgeler.  Bir zamanlar korunamayan külliyenin bir çok yeri tahrip edilmiş. Dârüşşifa Kapısı da nasibini almış. Değeri sonradan anlaşılmış.


Kapı 14 m. yükseklikte ve 10.5 m. derinliktedir.


Sağına ve soluna yerleştirilmiş erkek ve kadın başları Güneş ve Ay simgeleridir. Dârüşşifa Kapısı geniş bir kaide üzerinde yükseliyor. Büyük kemeri, büyük sütun başları ve ortadaki sütun taşıyor.


Kapının sol payesinde, üçgenler içinde gizlenmiş bir ustalar rölyefi vardır. Dârüşşifa Kapısının dış sütun demetlerinin üzerinde de biri sol diğeri sağ tarafta olmak üzere erkek ve belirgin örgülü saçı ile kadın (şah-melek) kabartmaları yer alır ki, bunların egemenlik, aydınlık, mutluluk, umut gibi kavramları sembolize ettiği ay ve güneşi simgelediği de düşünülmektedir.

Dârüşşifa Taç Kapısı üstünde : “El Melik Es Seyyid Fahrudden Bahram Şah’ın Kızı Allah’ın affına muhtaç adaletli Kraliçe Turan Melek Allah rızası için bunun mübarek şifa yurdunun inşasını emretti.” yazılı.

10 Haziran 2012 Pazar
Ulu Camii – Divriği

 

12 Kasım 2012 Pazartesi

DİVRİĞİ ULU CAMİİ KÜLLİYESİ


Dârüşşifa’dan çıkıyoruz. Külliyenin her yanı, her köşesi, her dönemeci şaşırtıyor. Yapının kendisi bir şaheser. Her taşı, her parçası tek tek abidevi bir yapı. Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası 1985 yılında UNESCO Dünya Miras Listesine alınmış. Bu listeye girmek öyle kolay değil. Dünyada sayıları  yüzelliyle sınırlı. Ulu Camii Külliyesi UNESCO Dünya Miras Listesine girmeyi sonuna kadar hak etmiş.

Dârüşşifa’dan çıkınca rehberimiz, kapılara dikkatimizi çekti. Kapıların ihtişamı, moda deyişle göreni ‘şok’ ediyor. Şaşkınlıktan dilim tutuldu. Kapı, kanatlardan ibaret değil, taş oymalarıyla birlikte bir bütün. Kapıları, motiflerini görmeden anlatmak olanaksız. Kapı ve sütun işlemeciliğiyle öne çıkan külliyeyi görmenizi şiddetle öneriyorum. Özetle, Divriği Ulu Camii Külliyesi bir mucize.

Elimde  dolu bilgi var, çektiğim fotoğraflar var ve gördüklerim, dinlediklerim var. Hangi sırada, nasıl anlatacağım! Bu ihtişam anlatılır gibi değil. Divriği Ulu Camii Külliyesini anlatmakta zorlanıyorum. Hepsini birden anlatsam, aylar sürer. Özetleyerek anlatmalıyım. Tamamını isteyenler, gidip görmeliler. Değer.

Dilerseniz kapılardan başlayalım. İlki ‘’Şifahene Kapısı’’.

10 Haziran 2012 Pazar
Ulu Camii – Divriği

 
Not: Aldığım e-postalarda, ‘’fazla ayrıntı veriyorsunuz’’ deniliyor. Doğrudur. Başka köşelere ve web sayfalarına da yazıyorum. Buralarda ayrıntıdan kaçınıyorum ve sade dil kullanıyorum. Ayrıntının, yazının akıcılığını engelleyeceğini biliyorum. Diğer okuyucularım, ‘akıcı kullandığım dili’ özelliğim olarak vurgularlar.  

Ben, Kemaliyeliyim. Kemaliye gezilerimin ayrıntılarında, siz okurlara rehberlik etmeye ve Kemaliye’ye özendirmeye çalışıyorum.

Örneğin; yollardaki sıkıntıları aktarırken, yollarda yaşadığım güzellikleri de tanıtıyorum. Yol tercihinizi belirlemenize yardımcı olmaya çalışıyorum.

Bu blog tamamen Kemaliye’yle ilgilidir. Yazı serisi bittiğinde blog kapanacaktır.

Sevgiler…

 

 

2 Kasım 2012 Cuma

DİVRİĞİ ULU CAMİİ DÂRÜŞŞİFA’SI


(Divriği Ulu Camii)
Sonsuz bir merakla, müthiş bir heyecanla, bir solukta bitirdim Divriği Ulu Camiiye çıkan yokuşu. Tutuldum, öylece kaldım. Bu ne ulaşılmaz, soluk kesici ihtişam. Sanki, 783 yıl önce açılışında ilk namazı kıldım da, o tarihten bu güne sevgiliye kavuşmuş gibi oldum.  1229’da açılışı yapılırken mimarı Ahlatlı Muğis oğlu Hürrem Şah’la birlikte duasını yaparken birden, şimdi buraya ışınlanmış gibiyim.
İlk görüldüğünde tek bir yapı gibidir. Oysa; Cami, şifahane ve türbeden oluşan bir erken dönem külliyesidir. Cami, Mengücekli beyi Ahmed Şah tarafından yaptırılmış. Aynı yıl, Ahmed Şah'ın eşi ve Erzincan beyi Fahreddin Behramşah’ın kızı olan Turan Melek, mimar Ahlatlı Muğis oğlu Hürrem Şah’a Dârüşşifayı yaptırmış.
(Tekstil Kapı)
Dârüşşifa, caminin güney duvarına bitişiktir. Dârüşşifa’nın kapısı, külliyenin 3 kapısından biri, ‘’Tekstil Kapı’’. Nakış nakış işlenmiş. Anlatılamaz ihtişamı karşısında, ‘’hayranlık’’ sözcüğü az gelir. Fotoğraf, belki acık fikir veriyordur.
(Dârüüşşifa’nın Işıklı Kubbesi)
Dârüşşifa’ya girildiğinde, geniş ferah bir mekân karşılıyor. Işıklık Kubbenin tam altında bir havuz yer alıyor. Darüşşifa'nın merkezindeki havuzdan taşan fazla su, havuzun etrafındaki kare planlı kanaldan havuzun etrafını dolaşıp, daire çizerek yapıdan tahliye ediliyor. Görünüşü huzur veriyor. Su akış sesi ise tedavide kullanılmış.
Anıtsal bir yapı olmasına karşın camiye oranla çok daha yalın. ortada dört sütun üzerine üç paralel tonozla örtülü geniş orta mekân ve biri girişte olmak üzere, değişik yıldızlı tonozlarla örtülü dört eyvandan oluşmakta. Üst katın hangi amaçla kullanıldığı kesin olarak anlaşılmamakla birlikte, mollalara ayrılmış olduğu tahmin edilmektedir. Ve şimdi üst kata çıkış yok. Dârüşşifa’nın iç mekânında bulunan sandukalar kimlere aittir bilinmiyor. Ayrıca duvar kalınlıklarına gizlenmiş hücrelerde çile doldurulduğu düşünülüyor.
Giriş kapısının karşında, havuzun öte yanında bulunan yüksek sekili, üstü tonosla örtülü alanda müzik icra edildiği sanılıyor. Düşündüm, Dârüşşifa’da bir senfonik konser ne muhteşem olurdu.
 
10 Haziran 2012 Pazar
Ulu Camii - Divriği